Depresif Bozukluklar

Depresyon; kişide mutsuzluk, üzgünlük, karamsarlık, ergenlerde ve çocuklarda çabuk tetiklenen ve zor geçen öfke, hiçbir şeyden zevk almama, isteksizlik belirtilerinin yanı sıra, iştah, uyku ve aktivitede değişiklik, kendini değersiz ve suçlu hissetme, kendine zarar verme düşünceleri, konsantrasyon güçlüğü belirtilerini içeren bir bozukluktur. Çocuk ve ergenlerde depresyon belirtileri gelişim dönemine göre kısmen değişse de genel olarak erişkinlerdeki belirtilere benzer.

Çocuk ve ergenlerde depresif bozukluk oranları kesin olarak bilinmemekle birlikte yapılmış olan çalışmalarda çocuklarda %1-3, ergenlerde %4-8 arasında değişen oranlar verilmektedir. Depresif belirtilerin çocuklarda tahmin edilenden daha sık görüldüğü ve yaşla birlikte artış gösterdiği bildirilmektedir. Depresyonun sebebi tam olarak bilinmiyor olup biyolojik (genetik, nörokimyasal vs) ve psikososyal (olumsuz yaşam olayları, sosyal destek azlığı, bozulmuş ebeveyn-çocuk ilişkisi, sosyal becerilerde sorunlar vs) faktörlerin birlikte rol oynadığı kabul edilmektedir. Depresyon ile en sık beraberlik gösteren bozukluklar kaygı bozukluklarıdır, bunu dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu, davranış bozukluğu ve ergenlerde alkol/madde kullanım bozuklukları takip eder.

 

Depresyon Belirtileri Nelerdir?

Okul öncesi çocuklar: Üzgün görünme, gülümsememe, ağlama, kilo almama, hareketlerde yavaşlama, oyuna ve etkinliklere ilgisizlik gibi depresif belirtilerin yanı sıra karın ağrısı, ayrılık kaygısında artış, oyuncaklara, eşyalara, kendine ya da başkalarına yönelik agresyonda artış gibi depresif olmayan belirtiler de görülebilir.

Okul çağındaki çocuklar: Üzgün görünme, ağlama, çabuk öfkelenme, dikkati toplamada zorluk, arkadaş ve sevilen etkinliklerden uzaklaşma, yavaş hareket etme, monoton ve alçak sesle konuşma, olumsuz benlik algısı, okul başarısında düşme, kaygı belirtileri, baş ağrısı, karın ağrısı gibi fiziksel yakınmalar ve kendine zarar verme düşünceleri görülebilir.

Ergenlik dönemi: Can sıkıntısı, huzursuzluk, arkadaş ve etkinliklere ilgi kaybı, içe kapanma, okul başarısında düşme, dikkati toplamada zorluk, hareketlerde yavaşlama, aşırı yeme ve aşırı uyuma (veya iştah ve uykuda azalma da olabilir), yalnızlık, düşük benlik algısı, kendine zarar verme düşünceleri ve girişimleri görülebilir. Okuldan ve evden kaçma, sigara, alkol, madde kullanımı, hatta hırsızlık gibi davranış sorunları depresyonu maskeleyebilir.

Depresif bozukluğu olan ergenlerin %60’ında intihar düşünceleri saptanmıştır. Daha önce intihar girişiminde bulunan, ek psikiyatrik bozukluk tanısı olan, dürtüsellik ve saldırganlık gösteren, olumsuz yaşam olaylarına maruz kalmış, alkol/madde kullanımı olan, aile denetimi ve desteği yetersiz olan, ailesinde intihar öyküsü bulunan depresif gençlerde intihar riski artmaktadır.

 

Tedavi

Depresyon tedavisi planlanmadan önce hasta iyi değerlendirilmeli ve ayrıntılı bir öykü alınmalıdır. Depresif bozukluğu olan çocuk ve ergenlerin tedavisinde psikoterapi seçilecek ilk tedavi yöntemidir. Hem aileye hem de çocuğa mutlaka depresyona yönelik psikoeğitim verilmelidir. Psikoeğitim; ailenin ve hastanın, depresyonun bir hastalık olduğu, nedenleri, gidişi ve tedavi seçenekleri hakkında eğitimidir. Ailenin tedaviye aktif katılımı çok önemlidir. Bu nedenle tedavi sürecinde mutlaka aile ile de çalışılmalı, tedavi izleminde ve çocuğun güvenliğini sağlamada ailenin aktif rol alması sağlanmalıdır.

Hafif olgular sadece destekleyici terapi, psikoeğitim yaklaşımları ve çevresel stres kaynaklarının ele alınması ile düzelebilmektedir. Ancak daha ciddi olgular, orta/şiddetli depresyonu olan olgular da psikoterapi ve ilaç tedavisi birlikte uygulanmalıdır.

İlaç tedavisinde ilk seçenek olarak Selektif Serotonin Geri Alım İnhibitörleri (Fluoksetin, Sertralin, Sitalopram, Essitalopram, Paroksetin) kullanılmaktadır. Çocuk ve ergenlerde başlangıç dozları daha düşüktür, doz yavaş arttırılır, ancak kullanılan dozlar yetişkin dozlarına yakın olabilmektedir. Uygun dozda tedavinin 4 hafta sürdürülmesi sonrasında kontrol görüşmesi yapılmalı ve doz ayarlanmalıdır. Uygun dozda tedaviye yanıt alınan olgularda en az 6-12 ay tedaviye devam edilmelidir. Tedaviye 8 haftada yanıt alınamayan çocuklarda ilaç değişikliği yapılmalı veya tedaviye ek yapılmalıdır. Belirtilerin ortadan kalkmasından en az 3 ay sonra ilaç yavaş yavaş kesilmeli ancak çocuk 2 yıl boyunca izlenmeye devam edilmelidir.

© Proudly created by RAHMİ DUMAN